Göbek kordonu ya
da bilimsel adı ile umbilikal kordon bebek ile plasenta arasında uzanan,
ortasından kan damarları geçen hortum benzeri bir yapıdır. Kordon anne
karnındaki gelişimi süresince bebeğin yaşam destek hattıdır. Göbek kordonu
olmadan bebek canlılığını devam ettiremez. Gereksinim duyduğu besin
maddeleri ve oksijen göbek kordonu ile bebeğe ulaşır. Benzer şekilde atık
maddeler de yine bu yaşam destek hattı ile bebeğin vücudundan
uzaklaştırılır.
Göbek kordonu dalgıçlar ile tekne arasındaki bağlantıyı sağlayan hortuma
benzetilebilir. Bağlantıdaki akım azaldığında hortumun diğer ucundaki birey,
dalgıç ya da bebek tehlike altına girer. Doğanın koruma mekanizmaları
insanların hayal gücünden daha karmaşıktır ve çoğu zaman işi şansa bırakmaz.
Bu nedenle dalgıç ile karşılaştırıldığında bebeği koruyan pek çok faktör
vardır.
Göbek kordonunun amacı plasenta ile bebek arasındaki alışverişi sağlayan
damarları dış etkilere karşı korumaktır. Kordon bu görevi çoğu zaman
mükemmel bir şekilde başarır. Bu damarlardaki kan akımın bozulması bebeği
ciddi tehlike içine sokar.
Göbek kordonunun gelişimi
Göbek kordonu yeni bir canlı gelişiminin çok erken dönemlerinde oluşmaya
başlar.Rahim içi yaşamın beşinci haftasında umbilikal halka adı verilen
oluşum içinde iki umbilikal arter (atardamar) ve bir umbilikal ven
(toplardamar) bulunur. Bebeğin sindirim sistemi önce gövdesi dışında
gelişmeye başlar ve 12-13. hafta civarında göbek kordonu içinden karın içine
geçer. Daha sonra karın duvarı kapanır. Zamanında doğmuş bir bebeğin göbek
kordonu özellikle bebeğe yakın ucu incelendiğinde bu oluşumlara ait
kalıntılar da görülebilir.
Göbek kordonunun yapısı
Göbek kordonunun görevi plasenta ve bebek arasındaki damarların
korunmasıdır. Kordon içerisinde 2 umbilikal arter ve 1 umbilikal ven olmak
üzere toplam 3 adet damar bulunur. Bu damarlar Wharton Jeli adı verilen jöle
kıvamında bir madde tarafından çevrelenmiştir. Bu jel son derece kritik bir
yapıya sahiptir ve çok önemli bir fonksiyonu vardır: yastık görevi görmek.
Tıpkı şekilden şekile sokulduğunda hemen eski halini alan poliüretan
yastıklar gibi Wharton jeli de göbek kordonunun kıvrılması ve kırılmasını
engeller. Bu özel yapı sayesinde göbek kordonunda gerçek bir düğüm olsa bile
kordon tam anlamıyla sıkışamaz. Düğümün iki ucundaki kuvvet ortadan kalktığı
anda düğüm hemen gevşer. Bu özellik içindeki damarların korunması açısından
mükemmel fonskiyon görür.
Kordon içindeki 2 arter bebeğin dolaşımındaki karbondioksit ve diğer
atıkları plasentaya taşırken tek bir tane olan vendeki akım plasentadan
bebeğe doğrudur ve oksijen ile besin maddelerinden zengin kan taşır.

12 haftalık gebelikte umbilikal kordonun ultrasonografik görüntüsü
Göbek kordonunun uzunluğu ne kadardır?
Umbilikal kordonun uzunluğu değişkendir. Çok nadiren achordia adı verilen
durumda hiç kordon bulunmaz. Öte yandan çapı 3 santimetre olan ve boyu 3
metreye kadar uzanan kordonlar da rapor edilmiştir.
Göbek kordonu genellikle 28. haftaya kadar uzamaya devam eder ve bu haftadan
sonra pek fazla uzamaz. Doğum anında normal bir kordonun ortalama uzunluğu
55 santimetre, çapı ise 1-2 santimetre civarındadır. Doğumlarda saptanan
kordonların %6'sı otuzbeş santimetreden kısa, %94'ü ise 80 santimetreden
uzundur.
Uzunluklar arasındaki farklılığın nedeni bilinmemektedir, ancak fetal
hareketlerle ilgisi olduğu düşünülmektedir. Bebek ne kadar hareketli ise
kordonun da o kadar uzayacağı ileri sürülmektedir. Doğum öncesinde kordon
uzunluğunu herhangi bir yöntem ile ölçmek bir yana tahmin etmek dahi
olanaksızdır. Uzunluğun bebeğe giden kan ve oksijen miktarı ile direkt
ilişkisi gösterilememiştir.
Damarların pıhtı ile tıkanması ya da gerçek düğüm görülme riski kordonun
uzunluğu ile doğru orantılıdır. Kordon ne kadar uzunsa doğum sırasında su
kesesi açıldığında sarkma riski de o kadar fazladır. Buna karşın kordonun
kısa olduğu durumlarda ise plasentanın erken ayrılması, rahimin doğum
sonrası dışa dönmesi, makat geliş gibi kompikasyonlara daha sık rastlanır ve
vajinal doğum güç hatta olanaksız olabilir. Kısa kordon varlığında acil
sezaryen oranları yüksektir.
Göbek kordonu düz bir hortum şeklinde değildir. Kendi etrafında yumuşak
kıvrımlar yapar. Bu yapısı ile telefon ahizesi ile telefon arasındaki
kordona benzetilebilir. Ancak kıvrımlar çok sayıda ve keskin değildir.
Zamanına doğan bir bebeğin kordonunda ortalama 11 kıvrım bulunur ve bunların
yönü bebeğin soluna doğudur. Literatürde 380 kıvrıma sahip göbek kordonu
görüldüğü bildirilmektedir. Düz ya da kıvrımı az olan kordonların kötü fetal
etkileri olduğu düşünülmektedir. Benzer şekilde aşırı kıvrım da Wharthon
jelinin kapasitesini zorlayarak damarların sıkışmasına neden olabilir.
Kıvrımların fonksiyonun ne olduğu bilinmemektedir. Ven etrafında kıvrılan
arterlerin her atımla birlikte vendeki kanın ilerlemesine yardımcı olduğu ve
kordon düz olduğunda bu etkinin ortaya çıkmaması nedeni ile venöz kan
akımında bozulma olduğu ileri sürülmektedir.
Göbek kordonu işlevinin değerlendirilmesi
Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler göbek kordonunun fonksiyonlarını
yerine getirip getirmediğinin değerlendirilmesine olanak tanımıştır. Doppler
ultrasonografi tekniği ile kordon damarları içindeki kan akımının miktarı ve
damarların bu akıma gösterdiği direnç hesaplanarak bebeğin risk altında olup
olmadığı tahmin edilebilir.
GÖBEK KORDONUNDA GÖRÜLEN PATOLOJİLER
Tek umbilikal arter
Tek bebeklerin %1'inde, ikizlerde ise %5 olguda en az bir bebekte tek
umbilikal arter bulunur. Soldaki arterin eksikliğine daha fazla rastlanır.
Göbek kordonu içindeki damarlar ultrason ile net bir biçimde görülebilir.
Ven arterlerden daha büyüktür. Rutin incelemelerde sadece bir büyük bir
küçük olmak üzere 2 damar görülmesi ile tanı konur.
Tek umbilikal arter olan fetuslarda anomalilere daha sık rastlanmaktadır. Bu
bebeklerin %20-50'sinde yarık damak, kalp anomalileri, merkezi sinir sistemi
anomalileri, spina bifida, diyafram fıtığı, kistik higroma, hidronefroz,
displastik böbrek, parmak fazlalığı, parmakların yapışık olması gibi
anomaliler bulunmaktadır. Yine tek arter varlığında marjinal ya da
valementöz insersiyon daha sıktır.
Tek umbilikal arter varlığında hamilelik sırasında ya da doğumdan hemen
sonra bebek ölüm oranı %7-10 civarındadır. Ölümlerin üçte ikisi doğumdan
önce olmaktadır. Doğumdan sonra kaybedilen bebeklerde ise sıklıkla doğumsal
bir anomali izlenmektedir. Anomali olmayanlarda ise en sık karşılaşılan
bulgu rahim içi gelişme geriliğidir.
Rutin incelemelerde tek umbilikal arterden şüphe edildiğinde mutlaka detaylı
inceleme yapılmalı, kalp anomalilerine sık rastlandığı için fetal
ekokardiyografi istenmelidir.
Bu olguların %30'unda trizomi 13, trizomi 18, ya da triploidi gibi genetik
bozukluklar vardır. Down sendromu ise nadir görülür. Genetik bozukluk nedeni
ile tek umbilikal arter saptanan olgularda mutlaka amniyosentez
yapılmalıdır.
Valemantöz insersiyon ve vasa previa
Göbek kordonu normalde plasentaya tam ortasından girer. Bununla birlikte
doğumların yaklaşık %7'sinde insersiyon noktası plasentanın kenarındadır.
Buna marjinal insersiyon adı verilir. Yaklaşık %1 olguda ise göbek kordonu
direkt olarak plasentaya girmez. Damarlar göbek kordonundan çıktıktan sonra
bir süre zarların içinde uzandıktan sonra plasentayla bağlantı kurarlar.
Valemantöz insersiyon adı verilen bu durum çok tehlikelidir. Damarlar koruma
altında olmadığından zarlarda meydana gelen bir hasar direkt olarak
damarların da yırtılmasına neden olur.
Damarların rahim ağzına yakın bir yerden zarlara girmesine ise vasa previa
adı verilir. Bu da çok tehlikeli olabilecek bir durumdur ve 2000-3000
doğumda bir görülür.
Valemantöz insersiyon ultrason ile saptanamaz. Bazen vasa preiva varlığında
bu durum ultrasonda anlaşılabilir ya da muayene sırasında damarlardaki nabız
el ile hissedilebilir. Böyle bir bulgu durumunda doğumun sezaryen ile
yapılması gerekir. Vasa previanın doğumda fark edilmesi durumunda bebeklerin
yaklaşık yarısı kaybedilir.
Plasentanın servikse yakın yerleşmiş olması, plasentada anormal şekil
izlenmesi ve çoğul gebelikler vasa previa açısından risk faktörü oluşturur.
Kordon hematomu
Kordon hematomu kanın damar dışına, Wharton jeli içine kaçması demektir.
5.000 -13.000 doğumda bir görülür. Kordosentez ya da amniyosentez gibi
girişimler sonrasında görülebileceği gibi umbilikal vendeki bir varisin
yırtılması sonucu da oluşabilir. Kordon kistleri de hematom açısından risk
oluşturur.
Kordon hematomu olan bebeklerin yarısı kaybedilir.
Tanı doppler ultrason incelemesi ile konabilir. Kordonda hematom
saptandığında mümkün olan en kısa zamanda, akciğer olgunlaşması sağlandıktan
sonra bebek doğurtulmalıdır.
Kordon kisti
Kordon kistlerine hamileliklerin %3'ünde rastlanır. Kordonun uzunluğu
bozyunca herhangi bir bölgede ve damarların arasında olur. Düzensiz şekilli
yapılardır.
Erken embryonik dönemdeki allantois adı verilen yapının kalıntılarından
köken aldıkları düşünülmektedir.
Gerçek kist ya da yalancı kist olabilir. Yalancı kistler 6 santimetre
büyüklüğe ulaşabilir ve Warthon jelinin sıvılaşması sonucu oluşurlar. Gerçek
kist varlığında ise omfalosel, hidronefroz gibi anomalilerin varlığı
araştırılmalıdır.
Kistler kendiliğinden kaybolabilir. Gerçek ya da yalancı olsun kist
varlığında %20 olguda eşlik eden yapısal ya da kromozomal anomali vardır.
Kist ne kadar uzun süre kaybolmadan kalırsa anomali bulunma riski de o
derece yüksektir.
Kaybolmayan kist varlığında amniyosentez ya da kordosentez yapılmalı ve
kromozomal bir bozukluk olmadığı gösterilmelidir.
Büyük kistlerin olması durumunda bebeğin akciğer olgunlaşması sağlanır
sağlanmaz doğum gerçekleştirilmelidir.
Kordon varisleri
Umbilikal venin herhangi bir alanda kistik genişlemesi kordon varisi olarak
adlandırılmaktadır. Nadiren görülür ve nedeni bilinmemektedir. Tanısı
doppler ultrason incelemesi ile konur. Saptandığında yakın takip gerektirir.
Göbek kordonu iltihabı
Tüm doku ve organlarda olduğu gibi göbek kordonunda da iltihap olabilir. Bu
duruma "funisitis" adı verilir. Funisitis amniyon sıvısı enfeksiyonlarında
görülür. Fetusa ait alyuvarlar dolaşım dışına çıkarak kordon içinde
birikirler. Funusitis 20. haftadan önce görülmez.
Wharton jelinin olmaması
Wharton jeli göbek kordonu içindeki damarları koruyan bir maddedir. Jelin
olmadığı durumlarda davarlar kıvrılma ve basınca karşı korumasız hale
gelirler. Çok nadiren tüm kordon boyunca Wharton jelinin olmadığı
görülebilir. Bu durumda bebeğin kaybedilmesi büyük bir olasılıktır. Bazen de
Wharton jeli kordoun sadece bir kısmında eksiktir. En sık göbek kordonunun
fetusa bağlandığı kısma yakın bölgelerde görülür. Bu durumda bebeğin
hareketleri ile birlikte kordon büküleceği için bebek kaybedilebilir.
KORDONA BAĞLI KOMPLİKASYONLAR
Göbek kordonunda meydana gelen problemlere bağlı olarak hamilelik sırasında
ya da doğumda bazı komplikasyonlar meydana gelebilir. Temel olarak bu
komplikasyonlar 4 tanedir ve kordon kazası olarak adlandırılırlar.
Boyunda kordon dolanması: Halk arasında en iyi
bilinen komplikasyonlardan birisidir. Yaklaşık her 4-5 doğumdan birinde
bebeğin boynunda birkerekordon dolandığı görülür. Çoğu zaman sorun
yaratmamakla beraber bazı durumlarda bebek için riskli olabilir.
Kordon sıkışması: Özellikle doğum sırasında
kordonun baskı altında kalmasına bağlı olarak bebeğe giden kan ve oksijen
miktarında azalma olur. Bebeğin bu duruma ilk tepkisi kalp atım hızındaki
azalmadır. Çoğu zaman sorun yaratmamakla birlikte acil sezaryen gerekli
olabilir
Kordonda gerçek düğüm olması: Nadir
görülen bir durumdur. Genelde sorun yaratmaz ve bebek doğduktan sonra
fark edilir. Nadiren bebeği tehlikeye atabilir.
Kordon sarkması: Su kesesi açıldığında göbek kordonunun rahim ağzından
dışarıya sarkmasıdır. Kadın doğumdaki en acil durumlardan birisidir ve
acil sezaryen gerektirir. Fark edilmediğinde bebeğin kaybedilmesi
kaçınılmazdır.